Kelimeler

word & sentence

Bu yazımızda da bir kaç kelime açıklaması ve cümle ile kullanımıyla ilgili açıklama yapalım;

CATCH  :  yakalamak – yakalanmak 

  • The cat tried to catch the mouse.
  • Kedi fareyi yakalamaya çalıştı.

 

BURN  :  Yakmak – yanmak

  • That car burns only Diesel  oil.
  • O araba sadece Diesel yağ yakar.

 

BUY  :  Satın – almak

  • I will buy a car tomorrow.
  • Yarın bir araba satın alacağım.

BRING  :  getirmek

  • Please bring that pacgake to me.
  • Lütfen şu paketi bana getir.

 

WANT  TO  :  İstemek

  • I want to study lesson.
  • Ders çalışmak istiyorum.

 

ABSENT  :  Yok

  • An absent expression.
  • Bir açıklama yok.

 

ABSOLUTELY  : Kesinlikle

  • You’re absolutely right.
  • Sen kesinlikle haklısın.

 

ACCESS  Giriş, erişim

  • There is easy access by road.
  • Karayolu ile kolay erişim vardır.

 

ACHİEVE  : Ulaşmak, elde etmek, başarmak

  • He had finally achieved success.
  • O, sonunda başarıya ulaşmıştı.

 

AD:  İlan, reklam, duyuru

  • We publishing an ad in the local newspaper.
  • Yerel gazetede bir reklam yayınlıyoruz.

 

ADVİCE: Nasihat, tavsiye, öğüt

  • Follow your doctor’s advice.
  • Doktorunun tavsiyelerine uy.

 

ALLY:  Müttefik, dost, birleşmek, ittifak

  • The prince allied himself with the Scots.
  • Prens İskoçlar ile ittifak kurdu.

 

ALTERNATİVE  : Alternatif, değişik

  • Do you have an alternative solution?
  • Alternatif bir çözümünüz var mı?

 

ANALYSE:  Analiz etmek, çözümlemek

  • He tried to analyse his feelings.
  • O duygularını analiz etmeye çalıştı.

 

ANNOY: Kızdırmak, sinirlendirmek, rahatsız etmek

  • I’m sure she does it just to annoy me.
  • Eminim o sadece beni kızdırmak için yapıyor.

 

BABY: Bebek

  • A newborn baby
  • Yenidoğan bir bebek

 

BALANCE:  Dengelemek, uyum, terazi, balans

  • She balanced the cup on her knee.
  •  O fincanı dizinde dengeledi.

 

BANDAGE: Bandaj, sargı, sarmak

  • Don’t bandage the wound too tightly.
  • Yarayı çok sıkı bir şekilde sarma.

 

BEACH : Plaj, sahil, karaya çekmek

  • Tourists sunbathing on the beach
  • Turistler sahilde güneşleniyor

 

BEAK : Gaga, burun, ağız, hakim

  • The gull held the fish in its beak.
  •  Martı balığı gagasında tuttu.

 

BOARD: Binmek, tahta, pano, 

  • Passengers are waiting to board.
  • Yolcular binmeyi bekliyor.

 

BOAT: Tekne, kayık, gemi, kayıkla gezmek

  • a fishing boat  
  • bir balıkçı teknesi

 

BREATH: Nefes, soluk, esinti

  • I took a deep breath.
  •  Derin bir nefes aldım.

 

BRİNG: Getirmek,

  • Don’t forget to bring your books
  •  Kitaplarını getirmeyi unutma.

 

BROADCAST: Yayın

  • We watched a live broadcast of the speech.
  •   Konuşmanın canlı yayınını izledik.

 

BUBBLE: Kabarcık, baloncuk,

  • water bubbles
  •  Su kabarcıkları

 

BY: Tarafından, göre, ile, yoluyla, aracılığı ile

  • He came by bus.
  • Otobüs ile geldi.

 

Cable: Kablo, kablolu yayın

  • fibre-optic cable.
  • fiber optik kablo.

 

CALCULATİON: Hesaplama

  • Burak did a rough calculation.
  • Burak kaba bir hesaplama yaptı.

 

CANCER:  Kanser, kötü şey

  • Most skin cancers are completely curable.
  • Çoğu cilt kanseri tamamen tedavi edilebilir.

 

Careful: Dikkatli, titiz

  • Be careful!
  •  Dikkatli ol!

 

CAST: Oyuncular

  • The whole cast performs wonderful.
  • Bütün oyuncuların performansı harika.

 

CENTURY: Yüzyıl, asır

  • eighteenth century writers.
  • On sekizinci yüzyıl yazarları.

 

CHAPTER: Bölüm, kısım

  • I’ve just finished Chapter 7.
  • Ben şimdi 7. bölümü bitirdim.

 

CLAP:  Alkış, alkışlamak

  • Give him a clap!
  • Ona bir alkış verin.

 

COMPANY: Şirket, ortaklık

  • Company profits were 20% lower than last year.
  •  Şirket geçen yıldan %20 daha az kâr etti.

 

CYCLİNG: Bisiklete binme

  • Cycling is Europe’s second most popular sport.
  • Bisiklete binme Avrupanın ikinci en popüler sporudur.

DAD: babacığım

  • Do you live with your mum or your dad.?
  • Anneniz ve babanız ile mi yaşıyorsunuz?

 

DARK: Karanlık, koyu

  • Are the children afraid of the dark?  
  • Çocuklar karanlıktan korkar mı?

 

DATA: Veri, bilgi

  • This data was collected from 30 offices.
  •  Bu bilgi 30 ofisden toplandı.

 

DAY: Gün, gündüz

  • I saw burak 5 days ago.
  • Ben 5 gün önce Burak’ı gördüm.

 

 DEAF: Sağır, işitme engelli

  • he was born deaf.
  • O, işitme engelli doğdu.

 

DEATH: Ölüm

  • the anniversary of his wife’s death
  • onun karısının ölüm yıl dönümü

 

DEFİNİTİON: Tanım, tanımlama

  • What’s your definition of happiness?
  •   Sizin mutluluk tanımınız nedir?

 

DELİVERY: Teslim

  • Last 28 days for delivery.
  •  Teslimat için son 28 gün.

 

DEPARTMENT: Bölüm, 

  • the English department  
  •  İngilizce bölümü

 

DEPARTURE: Gidiş, kalkış, ayrılış

  • Flights should be confirmed 48 hours before departure.
  •  Uçuşlar kalkıştan 48 saat önce teyit edilmelidir.

 

DESCRİPTİON: Tanımlama, tarif, betimleme

  • general description of the software
  •   yazılımın genel tanımı

 

 

DESİRE: Arzu, istek

  • We all desire health and happiness.
  •  Hepimiz sağlık ve mutluluk isteriz.

 

DİAGRAM: Diyagram, şema

  • The results are shown in diagram 5.
  • Sonuçlar şema 5’de gösterilir.

 

DİSEASE: Hastalık, rahatsızlık

  • It is not known what causes the disease.
  • Hastalığın nedenleri bilinmemektedir.

 

DİSTRİCT: Bölge

  • the City of London’s financial district  
  •  Londra şehrinin finansal bölgesi

 

DO: Yapmak, etmek

  • What are you doing this evening?
  •  Bu akşam ne yapıyorsun?

 

DRİVİNG: Sürme, sürüş, araba kullanma

  • dangerous driving  
  • tehlikeli sürüş

 

DUMP: Çöplük, pis yer

  • How can you live in this dump?  
  • Bu çöplükte nasıl yaşayabilirsiniz?

 

EAR: Kulak

  • She whispered something in his ear.
  •  Onun kulağına bir şeyler fısıldadı.

 

EARLY: Erken, ilk, eski, erkenden

  • We arrived early the next day.
  •  Biz ertesi gün erkenden vardık.

 

ELSE: Başka

  • What else did he say?
  • O başka ne söyledi?

 

EMOTİON: Duygu, his

  • He lost control of his emotions.
  •  O duygularının kontrolünü kaybetti.

 

ENDİNG: Son, bitirme, sona erme

  • the anniversary of the ending of the Pacific War
  • Pasifik Savaşı’nın bitiş yıl dönümü

 

ENERGY: Enerji, güç, kuvvet

  • It’s a waste of time and energy.
  • O, enerji ve zaman kaybıdır.

 

ENJOYABLE: Eğlenceli, zevkli, keyifli

  • an enjoyable weekend
  • eğlenceli bir hafta

 

ESPECİALLY: Özellikle, bilhassa

  • I love Rome, especially in the spring.
  • Roma’yı seviyorum, özellikle baharda.

 

EVEN: Bile, dahi, hatta, eşit, düz

  • Our points are now even.
  • Puanlarımız şimdi eşit.

 

EVERYBODY:  Herkes

  • Have you asked everybody?
  • Herkese sordunuz mu?

 

FACT: Gerçek, olgu, durum

  • How do you account for the fact that unemployment is still rising.?
  • İşsizliğin hala arttığı gerçeğini siz nasıl açıklarsınız.?

 

FAİL: Başarısız, başarısız olmak, zayıf not, yapmamak

  • What will you do if you fail.?
  •  Başarısız olursan ne yapacaksın.?

 

FAİRLY: Dürüstçe, oldukça

  • He has always treated me very fairly.
  • O her zaman bana çok dürüstçe davrandı.

 

FAMİLY: Aile, soy, familya

  • It’s a family tradition.
  •  O bir aile geleneği.

 

FARTHER: Daha uzak

  • the farther shore of the lake
  •  gölün daha uzak kıyısı

 

FAST: Hızlı

  • Don’t drive so fast!
  • Çok hızlı sürme!

 

FEDERAL: Federal

  • a federal republic
  • federal bir cumhuriyet

 

FESTİVAL: Festival, şenlik

  • the Cannes film festival
  •  Cannes film festivali

 

FİLL: Doldurmak

  • Smoke filled the room.
  • Oda duman doldu.

 

FİNGER: Parmak

  • The old man wagged his finger at the youths.
  •   Yaşlı adam gençlere parmağını salladı.

 

FİT: Uygun, formda

  • Top athletes have to be very fit.  
  • Zirvedeki sporcular formda olmak zorundadır.

 

FLİGHT: Uçuş

  • We’re booked on the same flight.
  • Biz aynı uçuşa rezervasyon yaptırdık.

 

FLOAT: Süzülmek, yüzmek

The smell of new bread floated up from the kitchen.  /  Yeni ekmeğin kokusu mutfaktan yukarı süzüldü.

 

FLU: Grip

  • The whole family has the flu.
  • Bütün aile grip.

 

FOOT: Ayak

  • My feet are aching.
  • Ayaklarım ağrıyor.

 

FORK: Çatal

  • to eat with a knife and fork  
  •  bıçak ve çatal ile yemek

 

FRAME: Çerçeve, çerçevelemek

  • The photograph had been framed.  
  • Fotoğraf çerçevelenmiş.

 

FRİEND: Arkadaş, dost, ahbap

  • This is my friend Burak.
  •  Bu benim arkadaşım Burak.

 

FUEL: Yakıt, benzin, yakacak

  • nuclear fuels
  • nükleer yakıtlar

 

FUN: Eğlence

  • This game looks fun!  
  •  Bu oyun eğlenceli görünüyor.

 

FUTURE: Gelecek, istikbal

  • future generations
  • gelecek nesillerf

 

GAİN: Kazanmak, kazanç

  • Our loss is their gain.
  •  Bizim kaybımız onların kârı.

 

GARAGE: Garaj

  • an underground garage
  • bir yeraltı garajı.

 

GARDEN: Bahçe

  • children playing in the garden  
  •  çocuklar bahçede oynuyor

 

GATE: Kapı, geçit

  • A crowd gathered at the factory gates.
  • Fabrika kapılarında bir kalabalık toplandı.

 

GENERAL: Genel

  • the general belief
  •   genel inanç

 

GENEROUS: Cömert,

  • a generous benefactor
  • cömert bir hayırsever

 

GENTLY: Yavaşça

  • She held the baby gently.
  • O yavaşça bebeği tuttu.

 

GİRL: Kız

  • Good morning, girls!
  • Günaydın kızlar!

 

GLASS: Cam, bardak

  • glass bottle
  • bir cam şişe

 

GLUE: Tutkal, yapıştırıcı

  • She glued the label onto the box.
  • O, kutunun üzerine etiket yapıştırdı.

 

Go: Gitme, gitmek, gidiş

  • He goes to work by bus.
  • O, otobüs ile işe gider.

 

GOVERNOR: Vali, yönetici, müdür

  • a provincial governor.
  • il valisi

 

GRADUAL: Kademeli, aşamalı

  • a gradual change in the climate
  • iklimde kademeli bir değişiklik

 

GRAİN: Tahıl, tane, tanelemek, öğütmek

  • America’s grain exports
  • Amerika’nın tahıl ihracatı.

 

GRAMMER: Gramer, dil bilgisi

  • the basic rules of grammar.
  • temel dil bilgisi kuralları.

 

GRAND: Büyük

  • It’s not a very grand house.
  • O çok büyük bir ev değil.

 

GRASS: Çim, ot

  • The dry grass caught fire.
  • Kuru ot alev aldı.

 

GRAVE: Mezar

  • We visited Grandmother’s grave.
  • Biz büyükannenin mezarını ziyaret ettik.

 

GREY: Gri

  • I don’t like grey colour.
  • Ben gri rengi sevmiyorum.

 

GUN: Tabanca

  • The attacker held a gun to the hostage’s head.
  • Saldırgan rehinin kafasına silah dayadı.

 

HALF: Yarım, yarı

  • The glass was half full.
  • Bardak yarı doluydu.

 

HAPPEN: Olmak

  • Accidents like this happen all the time.
  • Bu gibi kazalar her zaman olur.

 

HAPPY: Mutlu

  • You don’t look very happy today.
  • Bugün çok mutlu görünmüyorsunuz.

 

HARMFUL: Zararlı, kötü

  • the harmful effects of alcohol
  • Alkolün zararlı etkileri

 

HAT: Şapka

  • a woolly hat
  • bir yünlü şapka

 

HAVE: Var, sahip olmak

  • I have a brother.
  • Benim bir erkek kardeşim var.

 

HAVE TO: Zorunda olmak, -meli, -malı

  • Sorry, I’ve got to go.
  • Üzgünüm, gitmek zorundayım

 

HEALTH: Sağlık

  • Exhaust fumes are bad for your health.
  • Egzoz dumanı sağlığınız için kötüdür.

 

HEAR: Duymak, dinlemek

  • I can’t hear very well.
  • Ben çok iyi duyamıyorum

 

HEART: Kalp

  • Diseases of heart.
  • Kalp hastalıkları.

 

HEEL: Topuk

  • shoes with a high heel
  • yüksek topuklu ayakkabı

 

HELPFUL: Yararlı, faydalı, yardımcı

  • Sorry I can’t be more helpful.
  • Üzgünüm, ben daha fazla yardımcı olamam.

 

HERE: Burada, işte!

  • Let’s get out of here.
  • Hadi buradan gidelim

 

HERO: Kahraman

  • one of the country’s national heroes
  • ülkenin ulusal kahramanlarından biri

 

HİDE: Gizlemek, saklamak

  • He hid the letter in a drawer.
  • O mektubu bir çekmecede sakladı.

 

HİGHLY: Son derece, çok, büyük ölçüde

  • highly successful
  • son derece başarılı

 

HİSTORY: Tarih, geçmiş

  • one of the worst disasters in recent history
  • yakın tarihin en kötü felaketlerinden biri

 

HOLD: Tutmak, tutunma

  • I firmly hold books
  • Ben kitapları sıkıca tutarım

 

HOLLOW: Boşluk, çukur

  • Trunk of the tree was in hollow.
  • Ağacın gövdesi çukurdaydı.

 

 

İCE CREAM: dondurma

  • Who wants an ice cream?
  • Kim dondurma ister?

 

İDEA: fikir, düşünce, görüş

  • The surprise party was Jane’s idea.
  • Sürpriz parti Jane’in fikriydi.

 

İLLEGAL: yasa dışı, kaçak

  • illegal immigrants
  • kaçak göçler

 

İMMEDİATELY: hemen, derhal

  • She answered immediately
  • Hemen cevap verdi.

 

İMPLY: ima etmek

  • Are you implying (that) I am wrong?
  • Benim hatalı olduğumu mu ima ediyorsunuz?

 

İMPRESSED: etkilenmek

  • I must admit I am impressed
  • Ben etkilendiğimi itiraf etmeliyim.

 

İNCLUDE: dahil, içermek

  • Does the price include tax?
  • Fiyata vergi dahil mi?

 

İNCREASE: arttırmak, artış

  • an increase of nearly 20%
  • yaklaşık % 20 artış

 

İNDEPENDENT: bağımsız, serbest

  • Mozambique became independent in 1975.
  • Mozambik 1975’te bağımsızlaştı.

 

İNDOOR: içeri, iç mekan

  • an indoor swimming pool
  • kapalı bir yüzme havuzu

 

İNDUSTRY: sanayi, endüstri

  • the needs of Turkish industry
  • Türk sanayisinin ihtiyaçları

 

İNFECTED: zararlı bakteri içeren

  • an infected water supply
  • bakterili bir su kaynağı

 

İNFECTİON: enfeksiyon, bulaşma

  • a throat infection
  • bir boğaz enfeksiyonu

 

İNFORMATİON: bilgi

  • a source of information
  • bir bilgi kaynağı

 

İNİTİALLY: başlangıçta.

  • Initially, the system worked well.
  • Başlangıçta sistem iyi çalıştı.

 

İNK: mürekkep

  • different coloured inks
  • farklı renkli mürekkepler

 

İNSİDE: içinde, içine

  • the inside pages of a newspaper.
  • bir gazetenin iç sayfaları

 

İNSTİTUTE: enstitü

  • a research institute
  • bir araştırma enstitüsü

 

İNTERESTED: ilgili, meraklı

  • I’m very interested in history.
  • Ben tarihe çok ilgiliyim.

 

İNTERNATİONAL: uluslararası

  • a pianist with an international reputation
  • uluslararası üne sahip bir piyanist

 

İNTERPRETATİON: yorumlama

  • Dreams are open to interpretation
  • Rüyalar yoruma açıktır.

 

İNTERRUPT: kesmek, yarıda kesmek

  • I hope I’m not interrupting you.
  • Umarım seni bölmüyorum.

 

İNTRODUCTİON: giriş, tanıtım

  • the introduction of new manufacturing methods
  • yeni üretim yöntemlerinin tanıtımı

 

İNVİTE: davet etmek, çağırmak

  • Have you been invited to their party?
  • Onları partiye davet ettiniz mi?

 

İTEM: madde, parça

  • Can I pay for each item separately?
  • Ben her parça için ayrı ayrı ödeme yapabilir miyim?

 

İTSELF: kendisi, kendi

  • The cat was washing itself.
  • Kedi kendini yıkıyordu.

 

JELLY: Jöle

  • jelly and ice cream
  • jöle ve dondurma

 

JOB: İş

  • I’m thinking of applying for a new job.
  • Yeni bir iş için başvurmayı düşünüyorum.

 

 

JOİN: Katılmak, birleştirmek

  • How do these two pieces join?
  • Bu iki parça nasıl birleştirilir?

 

JOİNT: Eklem

  • inflammation of the knee joint.
  • diz eklemi iltihabı

 

JOKE: Şaka, şaka yapmak

  • She was laughing and joking with the children.
  • O çocuklarla gülüyor ve şakalaşıyordu.

 

JUDGEMENT: Karar, yargı

  • The judgment will be given tomorrow.
  • Karar yarın verilmiş olacak.

 

 

JUMP: Atlamak, zıplamak

  • a jump of over six metre.
  • altı metrenin üzerinde bir atlama

 

KEEN: İstekli, meraklı

  • John was very keen to help.
  • John yardım için çok hevesliydi.

 

KİCK: Tekme, tepme

  • He aimed a kick at the dog.
  • Köpeğe bir tekme atmayı amaçladı.

 

KİLLİNG: Öldürme, cinayet

  • brutal killings
  • vahşi cinayetler

 

KİLOGRAM: Kilogram

  • 2 kilograms of rice
  • İki kilogram pirinç

 

KİNG: Kral

  • The eagle is the king of the sky.
  • Kartal gökyüzünün kralıdır.

 

KİTCHEN: Mutfak

  • We ate at the kitchen table.
  • Biz mutfak masasında yemek yedik.

 

KNİFE: Bıçak

  • She was murdered in a frenzied knife attack.
  • O şiddetli bir bıçak saldırısında öldürüldü.

 

KNİT: Örgü, kaynaşmak

  • I knitted this cardigan myself.
  • Ben kendime bu hırkayı ördüm.

 

KNOT: Düğüm

  • Tie the two ropes together with a knot.
  • Bir düğüm ile iki halatı bağlayın.

 

LAB: Laboratuvar

  • a lab technician
  • bir laboratuvar teknisyeni

 

LACK: Eksiklik, yoksunluk

  • Lack of confidence
  • Güven eksikliği

 

LATEST: Son, en son

  • What is the latest plan?
  • En son plan nedir?

 

LAUNCH: Başlatmak, lansman

  • a product launch
  • bir ürün lansmanı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Diğer kelimeler için tıklayınız…

Anasayfa için Tıklayınız….

Lütfen Oylayın

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


Sevdiklerinizi Mutlu Edin.

https://www.facebook.com/hediyecin.net/